Yukarı Çık
10 Nis

Kurumsaldan Bloggerlığa: Cem Karakuş

Leona_Soyleona_cerceve,-(1)

Kurumsaldan bloggerlığa adım adam Cem Karakuş’u daha yakından tanıyalım!

Sevgili Cem, öncelikle seni daha yakından tanıyabilir miyiz?

1982 modelim. İstanbul Üniversite’si Su Ürünleri Lisansı ve Beykent Üniversitesi İşletme yüksek lisansı yaptım. 2007’de iş hayatına girdim. Arada bir 10 aylık kendi şirket deneyimimi saymazsak 2016 ortasına kadar hep kurumsalda çalıştım. 2014 yılından itibaren ise sosyal dünyanın tam ortasındayım.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

Blog yazmaya ilk ne zaman başladın? Blog’unun ve instagram hesabının bu kadar büyümesinin arkasındaki hikayeyi bizimle paylaşır mısın?

2014 başında internet sitem olan cemkarakus.com’u açtım. Daha çok internet sitesine odaklandığım için instagramı biraz geç keşfettim aslında. Lifestyle diye konumlandırdığım internet sitem eşittir benim hayatımdı. Hala da öyle. İçinde ilişkiler, yaşam, sinema, müzik, festivaller, seyahat, yeme içme gibi pek çok kategori barındırıyor ve bu içeriklerin tamamı benim yazdığım ve fotoğrafladığım içeriklerden oluşuyor.

Kurumsaldayken saat 18:00’de ofisten çıkıp gece yarılarına kadar o mekan senin bu mekan benim geziyordum. Sonra minik minik toplaşmalar ve eventler yapar hale geldim. Baktım ki zaman bana yetmiyor, Teşvikiye’ye taşındım. Baktım mobil olmak zorundayım bir Vespa aldım. O andan itibaren artık her an her yerdeydim. Daha çok gezdim, daha çok yaşadım, daha çok ürettim, daha çok paylaştım. E bu kadar emek verince meyvelerini de toplamaya başladım.

 

Blogger olduğun dönemde de kurumsalda çalışırken bir yerden sonra kurumsalı bıraktın. Nasıl aldın bu kararı? O dönemdeki hislerinden biraz bahseder misin?

Aslında tamamen tesadüftü. Büyük bir perakende şirketinde CRM Yöneticisiydim. İşimi çok seviyordum. Konfor alanım çok genişti. Ekibimiz çok keyifliydi. Bir süre sonra belirli nedenlerden dolayı mutsuz olmaya başladığımı hissettim ve kendime bir şans vermek istedim. Eğer bu işe kanalize olacaksam bu tek fırsatımdı. 34 yaşımdan sonra böyle bir riski bir daha alamazdım. Ben çok planlı birisi olduğum için yine planlı davrandım. Konfor alanının geniş olduğu ve sevdiğin bir ekiple sevdiğin bir iş yapıyor olurken bunu bırakmak kolay değildi. Endişeliydim açıkçası. Ama kendime bir şans vermek için tek fırsatım buydu ve risk aldım.

 

Cem Karakuş

 

Bloguna kimler, neden girmeli? Farklı alanlarda içleri dopdolu kategorilerin var…

Bu kısım zaman zaman benim de kendi kendime sorduğum bir soru açıkçası. Acaba beni neden takip etmeliler? Bende ne fark var? Çünkü ben ne sadece yeme içmeciyim, ne modacıyım, ne seyahatçiyim, ne oyum ne buyum ne şuyum. Tek bir şey değilim yani. Beni insanlar “ne yapıyorum, kimlerle takılıyorum, nereye gidiyorum, hayatı nasıl yaşıyorum” gibi şeyleri öğrenmek için takip ediyorlar. Yani Cem Karakuş’u merak ettikleri için takip ediyorlar sanırım. Başından beri bu böyleydi benim için, yani hep kendi hayatımı yazmaktı amacım. Hayvan seviyorum hayvanları paylaşıyorum, doğu felsefesi paylaşıyorum, hayatıma ve hayata dair fikirlerimi paylaşıyorum, yiyorum yediğimi paylaşıyorum, güzel hissediyorum hissiyatımı paylaşıyorum, Vespa kullanıyorum (ismi Wilbur) ve Vespa’mı paylaşıyorum.

 

Hali hazırda blogger olanlara veya olmak isteyenlere daha başarılı olmaları için birkaç sır verebilir misin?

Bu işin sırrını 4 maddede özetleyebilirim sanırım. İyi içerik, kaliteli görsel, iyi iletişim kurmak ve samimi olmak. Bir şef arkadaşım beni bana çok güzel anlatmıştı. “Senin diğerlerinden en büyük farkın, diğerler işini bitip arkasını dönüp giderken, sen arkadaş oluyorsun” demişti. Bu çok önemli bir tespit. Evet ben hayatıma insan katıyorum ve insanların hayatına dokunuyorum. Bu iş ilişkilerinde de böyle, sosyal hayatta da böyle. Dolayısıyla en zengin hazinemiz aslında iletişimde olduğumuz kaliteli insanlar. İşinizi bitirdikten sonra onları çöpe atarsanız bir süre sonra olduğunuz yerde saymaya başlarsınız.

 

20160112_121750-01_resized

 

Peki İstanbul’da en sık gittiğin mekanlar nereleri, neden?

Fazlaca var aslında. Bir kere sıklıkla gittiğim yerlerin hepsi zaten arkadaşım. İşlerinin ehli arkadaşlarım. İyi şefler, iyi yatırımcılar, iyi işletmeciler. Chef Mezze, Escale, Toi, Feriye Palace, Nopa, Tike İstinye.

Bir de Teşvikiye’de oturduğum için aslında buranın cafeleri benim ofisim gibi. Spada Coffee, Kruvasan, Moc, Petra gibi…

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

Asla vazgeçemeyeceğin, her gün olsa yerim dediğin 3 lezzet hangisi?

Ahtapot ızgara, risotto, az pişmiş bonfile ya da rib eye!

En son yurtdışı olarak nereleri gezdin? Bize mekan tavsiyelerinde bulunabilir misin? Önünde yurtiçi/yurtdışı seyahat planların var mı? 

Yunanistan’a gittim Vespa ile. Alexsandroupoli’de ölene kadar yemek yiyebilirsiniz mesela. Prag’ta müthiş cafeler var! Amsterdam’da Winkel Cafe var, müthiş apple pie yapıyorlar. Barcelona’da Brunch and Cakes cennetten bir yer gibi, ancak hayallerinizde görebileceğiniz rengarenk kahvaltı tabakları… Can Lampazas’ta mutlaka ahtapot yenmeli ve Ciudad Condal’de tapas yerken cava içilmeli.

Seni ve yazılarını sosyal medyada ve basılı yayınlarda nerelerden takip edebiliriz?

Cemkarakus.com ve Instagram : @c_karakus

SÖYLEONA

Sarı Yakalıların Buluşma Adresi

Yorum Yok

Cevap bırakın