Yukarı Çık
21 Kas

Sarı Yakalılarla Söyleşiler: Göktuğ Sarı

leona_soyleona_2016

Bugün Göktuğ Sarı ile #sendromsuzpazartesiler’i ve tatil planlarını konuştuk!

1. Sevgili Göktuğ, seni daha yakından tanıyabilir miyiz? Nerede okudun, nerede hangi pozisyonda çalışıyorsun?

27 yaşındayım. Bilgi Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat ve Reklamcılık okudum. Şu anda L’Oréal Türkiye’de Lüks Ürünler Bölümün E-PR ve Sosyal Medya Stratejisinden sorumlu olarak marka ekipleriyle çalışıyorum. Bir taraftan bir kitap ve bir de dizi senaryosu üzerinde çalışıyorum. Doğada kamp yapmaya bayılıyorum.

 

2. Sen de tüm sarı yakalılar gibi Pazartesi Sendromunu yaşıyor musun?  Bu sendromu atlatmak için neler yapıyorsun?

Elbette ama benimki genelde Pazar günü oluyor. Herkes Pazar rahatlamaya çalışırken ben stres oluyorum. Pazartesileri genelde enerjik olurum ve hep gülümsemeye, kendimi motive etmeye çalışırım. Sendromu atlamak için o gün ve önceki akşam kendime özen gösteririm. Saçlarıma, cildime, kıyafetlerime… Hepsinin en iyi halinde olduğundan emin olurum. İyi görünmek beni motive ediyor.

 

gs

 

3. Kurumsal hayatta en çok kullandığın 3 cümleyi bizimle paylaşabilir misin?

– Toplantı hangi odada?

– Önümüzdeki ayın planlamasına şimdiden başlamalıyız.

– Pardon bölüyorum ama…

 

4. Kurumsal hayatı baştan yaratabilseydin, ilk değiştireceğin noktalar neler olurdu?

Öncelikle herkesi bir sallayıp “bu kadar çalışma, dünyayı kurtarmıyorsun” demek isterdim. Günün sonunda parfüm, şampuan ya da gofret satıyoruz. Herkes ne, neden ve ne kadar sorularına o kadar takılmış durumda ki kimse “nasıl” sorusunu önemsemiyor. halbuki “nasıl” yapılacağı en önemlisi. “Nasıl” sorusunun altında bir strateji, bir yaratıcılık yatıyor. O yüzden herkese “nasıl?” sorusunu daha çok irdelemelerini söylerdim. Söylüyorum da…

 

5. Bir girişim yapma şansın olsa, ne yapmak isterdin? Hayalinden biraz bahseder misin?

Kesinlikle kendi televizyon programımı yazıp yönetmek isterdim. Diziler çok güçlü konumdalar şu anda. Streaming servislerinin de hızla yayılmasıyla her türde yüzlerce dizi çıkıyor her yıl. Filmlerden bile daha fazla insanı çekiyorlar. Kesinlikle kendi yarattığım bir dizi ile hayatımı değiştirmek isterdim. Bir de en büyük hayal var tabii, o da “en iyi orijinal senaryo” Oscar’ını kazanmak… Belki bir gün…

 

6. Eline yüklü bir para geçse ve çalışmayı bırakabilsen nereye yerleşirdin? Ve nasıl bir hayat sürerdin?

Kesinlikle Güney İspanya. İspanya gezdiğim birçok ülke arasında beni insanıyla, doğasıyla, kültürüyle ve iletişim algısıyla en çok etkileyen ülke oldu. Orada yaşama fırsatını bulduğum için de bu duruma yakınen şahit oldum. Güney İspanya’da sevimli bir otel işletmek isterdim. Bir taraftan da elbette dünyayı gezmek. Dünyada eşi benzeri var mı bilmiyorum ama heykel fotoğrafı çekmeye aşırı bir ilgim var. Belki de dünyanın ilk “heykel fotoğrafçısı” olmak için çalışırdım. Özellikle İtalya’yı baştan sona gezip gördüğüm her heykeli karelemek isterdim. Ölümsüz olan bir şeyi ölümsüzleştirmek çok romantik geliyor bana.

 

nice-night-view-with-blurred-cars_1200x900

 

7. Son yıllarda hangi şehirleri ziyaret ettin ve önünde hangi tatil planları var?

Türkiye’de Karadeniz sahili boyunca gezme şansım oldu bu yıl. Müthiş yerler, müthiş insanlar ve tabii ki müthiş yemekler… Doğanın içinde kaybolabildiğim her planı seviyorum. Ayrıca geçtiğimiz sene yaptığım Cote d’Azur turu da muhteşemdi. İnsanlar çok güzel hayatlar sürüyorlar; trafiksiz, kirsiz, kalabalıktan uzak… Sadece sıkıcı insanların sıkıldığına inanan biri olarak küçük kasabalar ve nazaran küçük şehirler her zaman daha çok ilgimi çekiyor. Önümüzdeki dönemde çocukken sık sık ziyaret ettiğim Almanya’ya bir geri dönüş planlıyorum. Berlin, Münih, Frankfurt gibi şehirlerini gezmek ve anılarımı tazelemek istiyorum. Bunun yanında Japonya ve İzlanda gibi uçuk planlarım da var ama belli olmaz; spontane bir canlı olduğumdan her an kalkıp gidebilirim.

 

8. Hafta sonları seni hangi semtlerde ve mekanlarda görebiliriz? Özellikle neden buraları tercih ediyorsun?

Son iki aydır her hafta sonu neredeyse evdeydim diyebilirim. Üzerinde çalıştığım kitap ve senaryolar için vakit bulabildiğim tek zaman olduğu için… Semt olarak genelde Karaköy, Galata ve Moda diyebilirim. Özellikle doğduğum semt olan Moda ile ayrı bir gönül bağım bulunuyor. Ayrıca Haydarpaşa’nın da açılacağı gün için gün sayıyorum. Benim kaçamak mekanımdır, İstanbul’da en sevdiğim binadır. Hafta sonları ya da iş çıkışlarında çay içerken kitap okumayı çok özlüyorum orada.

 

9. Bize birkaç tavsiyede bulunabilir misin?

>Pazartesi sendromumuzu yenmek için bir öneri: En sevdiğiniz kıyafetleri giyinin!>

> Keyifli şarap içip, güzel müzik dinleyebileceğimiz bir mekan: Escale

> Bu aralar izleyebileceğimiz bir film: Arrival

 

arrival

> Spotify listemize eklememiz gereken 2 şarkı: Shawn Mendes – Treat You Better ve Adele – All I Ask

> Bilet almamız gereken bir konser/festival: Konser ya da festivalden çok bi müzikal hastası olduğum için Zorlu’ya gelecek olan West Side Story diyebilirim.

SÖYLEONA

Sarı Yakalıların Buluşma Adresi

Yorum Yok

Cevap bırakın